Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mimar Sinan

Paye Haber - Mimar Sinan haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mimar Sinan haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ASIRLARI AŞAN BİR DEHANIN PORTRESİ: TÜRK MİMARLIĞININ MİHENK TAŞI MİMAR SİNAN Haber

ASIRLARI AŞAN BİR DEHANIN PORTRESİ: TÜRK MİMARLIĞININ MİHENK TAŞI MİMAR SİNAN

ASIRLARI AŞAN BİR DEHANIN PORTRESİ: TÜRK MİMARLIĞININ MİHENK TAŞI MİMAR SİNAN Mimarlık tarihinin en büyük isimlerinden biri olan ve arkasında bıraktığı yüzlerce şemayla dünya mirasına yön veren Mimar Sinan, vefatının üzerinden geçen asırlara rağmen eserlerindeki mühendislik, deha ve ince işçilikle insanlığı kendine hayran bırakmaya devam ediyor. Kayseri’nin Ağırnas köyünde başlayan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun başmimarlığına kadar uzanan bu eşsiz serüven, sadece taşları üst üste koyan bir mimarın değil, aynı zamanda şehirlerin kimliğini inşa eden bir şehircilik uzmanının da hikayesidir. Prut Nehri’ndeki 13 Günlük Mucize ve Başmimarlık Yükselişi Yavuz Sultan Selim döneminde devşirme olarak İstanbul'a getirilen Sinan, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yeniçeri olarak orduya katıldı. Orduyla birlikte çıktığı seferler sırasında farklı coğrafyaları, Sasani, Selçuklu ve Bizans mimari eserlerini yakından görme ve inceleme şansı buldu. Bu askeri seferler, onun mimari ufkunu ve teknik bilgisini olağanüstü düzeyde zenginleştirdi. Mimar Sinan’ın askeri mühendislikteki dehası, Kara Buğdan (Moldovya) seferi sırasında Prut Nehri üzerinde karşılaşılan büyük bir engeli aşmasıyla tescillendi. Ordunun karşıya geçebilmesi için Prut Nehri üzerine sadece 13 günde kurduğu köprü, Kanuni Sultan Süleyman'ın büyük takdirini kazandı. Bu başarısının ardından devletin başmimarlığına (Reis-i Mimaran) yükseldi ve ömrünün sonuna kadar bu görevde kaldı. Alçakgönüllülüğüyle bilinen büyük usta, eserlerine imzasını "el-fakir Sinan sermi'maran-ı hassa" (Saray başmimarı değersiz Sinan) olarak atarken, elips biçimli mührünün ortasına "el-fakirü'l-hakir Sinan", çevresine ise "bende-i miskin kemine derd-mend-i ser-mimaran-ı hassa-müstmend" (Saray başmimarlarının dertli, zavallı ve aciz kölesi) ifadelerini kazımıştır. Osmanlı Mimarisinde Devrim: 365 Eserlik Devasa Miras Mimar Sinan, ömrü boyunca Osmanlı coğrafyasının dört bir yanına yayılmış 365 esere imza atmıştır. (Kimi kayıtlarda 364 olarak geçen bu muazzam külliyat); 92 cami, 52 mescit, 55 medrese, 7 darülkurra, 20 türbe, 17 imaret, 3 darüşşifa (hastane), 6 su yolu, 10 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamamı içinde barındırmaktadır. Bu eserlerin yaklaşık 200 tanesi İstanbul ve yakın çevresinde yer alırken, sadece İstanbul sınırları içinde 100 eseri bulunmaktadır. Bu tarihi mirasın içinden Beşiktaş'taki Barbaros Hayrettin Paşa Türbesi, Üsküdar'daki Atik Valide Sultan Külliyesi, Sultanahmet’teki İbrahim Paşa Sarayı, Kemerburgaz’daki Havz-ı Kebir (Büyük Havuz), Kovuk Kemer ve Zal Mahmut Paşa Külliyesi gibi 58 eser günümüzde hâlâ ilk günkü özgünlüğünü korumaktadır. Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Mimarlık ve Tasarım Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Suphi Saatçi, Mimar Sinan'ın taşıyıcı sistem düzeninde gerçekleştirdiği yeniliklerle Osmanlı mimarlığında adeta bir devrim yaptığını ifade etmektedir. Saatçi, "Özellikle hem tasarım alanında hem de yapısal kuruluş açısından taşıyıcı düzenini mühendislik birikimi sayesinde çok ileri düzeye götürdü. Yapı detaylarını yeni çözümlere ulaştırarak Osmanlı mimarisinin özgünlüğünü dünyaya kanıtladı" diyerek Sinan’ın getirdiği yenilikleri vurgulamaktadır. Gelenekten Geleceğe: Selçuklu Mirasını Aşmak Mimar Sinan, kendisinden önceki Selçuklu mimarisinin yatay, basık ve küçük ölçekli yapım teknolojisini devralarak bambaşka bir boyuta taşımıştır. Selçuklu’da daha küçük ölçekli olan kervansaray yapılarını, şehir içlerinde geniş programlı büyük külliyelere ve yollar üzerinde menzil külliyelerine dönüştürmüştür. Ayrıca Selçuklu mimarisindeki yalın taş işçiliği ve çini tekniğini geliştirip uygulayan Sinan, mabet tasarımında Selçuklu'nun yatay anlayışı yerine, ana kütleyi kademe kademe göğe doğru yükselten dikey bir mimari yaklaşım getirmiştir. Bu dikey yükselmede, dairesel kubbe formunu ve merkezi kubbe çapını son sınırına kadar geliştirmesinin payı büyüktür; kubbenin çapı büyüdükçe yüksekliğini de yukarıya doğru artırarak şehirlerin silüetlerine eşsiz birer kimlik kazandırmıştır. Mesleğin Üç Kilometre Taşı: Çıraklık, Kalfalık ve Ustalık Büyük usta, meslek hayatında katettiği aşamaları üç abidevi eserle sembolleştirmiştir: Çıraklık Eseri (Şehzadebaşı Camisi): 1543-1548 yılları arasında inşa edilen bu yapıda Sinan, ilk kez yarım kubbe konusunu gündemine almış; büyük bir merkezi kubbeyi destekleyen dört yarım kubbe ile dengeli ve ferah bir iç mekân kurgulamıştır.Kalfalık Eseri (Süleymaniye Camisi): Ayasofya'da olduğu gibi 27,5 metre çapındaki devasa kubbesi yarım kubbelerle desteklenmiştir. İyi bir aydınlatma sağlamak için kubbe kasnağına tam 32 pencere açılmıştır. Külliyenin avlusunda farklı boyutlarda inşa edilen 56 ve 76 metrelik minareler ve 28 revak yer alır. Avlusunda Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan'ın türbelerini barındıran külliyenin bir köşesinde de Mimar Sinan’ın yukarıdan bakıldığında bir pergel görünümünde olan kendi mütevazı türbesi bulunur.Ustalık Eseri (Selimiye Camisi): Edirne'de Sultan II. Selim adına inşa edilen bu yapı, dünya mimarlık tarihinin başyapıtlarından biridir. Kesme taştan yapılan caminin yerden yüksekliği 43,28 metre, kubbe çapı ise 31,30 metredir. Ayasofya’dan daha büyük olan bu görkemli kubbe, 6 metre genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan 8 büyük filpaye (taşıyıcı ayak) üzerine oturmaktadır. Selimiye, Sinan’ın yalnızca bir mimar değil, usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da gözler önüne sermektedir. Çağları Aşan Mühendislik: Kırk Çeşme Su Hattı ve Ayasofya Mimar Sinan, sadece mabetler değil, şehirlerin hayati altyapı sorunlarını çözen dahi bir mühendistir. 16. yüzyılda İstanbul'da yaşanan büyük su sıkıntısını gidermek adına, şehre 55 kilometre mesafeden su ulaştıran Kırk Çeşme Su Tesisi projesini hayata geçirmiştir. Hiçbir elektrik, yakıt veya harici enerji kaynağı kullanmadan, binde bir gibi inanılmaz hassas bir meyille suyu şehre ulaştıran bu isale hattı, 465 yıldır günümüzde hâlâ çalışmaya devam etmektedir. Bu tesis bünyesindeki Uzun Kemer, Kırık (Eğri) Kemer ve özellikle Mağlova Kemeri dünyada eşi benzeri olmayan mühendislik abideleridir. Aynı mühendislik dehası, İstanbul’un gözbebeği Ayasofya’nın da günümüze ulaşmasını sağlamıştır. Depremler ve yangınlar atlatan yapının Sinan'ın dokunuşlarıyla ayakta kaldığını belirten Prof. Dr. Suphi Saatçi, "Bugünkü yapı bana göre Sinan'ın Ayasofya'sıdır. Yapısal sorunlarına rağmen Sinan'ın yaptığı köklü tahkimat, alt kaideyi payandalarla sağlama alması ve iki kalın minare ile yapıyı dengelemesi Ayasofya'yı günümüze taşımıştır" demektedir. Modern Döneme Mesajlar ve Restorasyon Çıkmazı Mimar Sinan'ın tasarımlarında arazinin doğal yapısına son derece duyarlı ve doğaya saygılı yaklaştığı bilinmektedir. Ancak günümüzde bu çevre dostu ve duyarlı yaklaşımın modern versiyonlarının üretilebildiğini söylemek oldukça zordur. Bunun yanı sıra ülkemizdeki tarihi yapıların korunması konusunda da ciddi eksiklikler yaşandığını belirten Prof. Dr. Saatçi, restorasyon çalışmalarında dünya standartlarının gerisinde kalındığına işaret etmektedir. İdeal restorasyonun "esere en az müdahaleyle özgünlüğünü korumak" olduğunu vurgulayan Saatçi, bu alandaki kalite düşüklüğünün arkasında uzman yetersizliği, yüklenici firmaların işleri acele bitirme çabası ve kalifiye zanaatkar/işçi eksikliğinin yattığını belirterek, restorasyonun üstün nitelikli işçilik ve sabır gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Tüm zamanların en büyük mimarı olan Sinan, hem doğaya duyarlılığı hem asırları deviren yapısal çözümleri hem de estetik dehasıyla bugün de tüm dünyaya evrensel mesajlar vermeye devam ediyor.

HER DÖNEMDE ADINDAN SÖZ ETTİREN MİMAR SİNAN KİMDİR? Haber

HER DÖNEMDE ADINDAN SÖZ ETTİREN MİMAR SİNAN KİMDİR?

Asırlardır eserleri ayakta kalan ve her mimara ilham olan yapılarıyla, meşhur Mimar Sinan Efendi kimdir? Hangi eserleri ile adını tarihe yazmıştır? Hayatı Mimar Sinan, 29 Mayıs 1489 yılında Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğmuştur. 22 yaşında asker olmak için Acemi Oğlanlar Ocağı’na alınmış ve sonrasında Yeniçeri Ocağı’na katılmıştır. 1526 yılında katıldığı Mohaç Seferi’nden sonra cephane sorumlusu görevi verildi. 1529-1532 yılları arasında Almanya’da, 1532-1535 yılları arasında da Irak’a düzenlenen Bağdat ve Tebriz seferlerine katıldı. Sinan’a haseki ünvanını Van Gölü’nün üstünden geçecek olan üç geminin yapımını başarıyla tamamlaması sonucu verilmiştir. 1539’da Mimar Acem Ali’nin ölümü üzerine Saray Başmimarlık görevi Sinan’a devredilmiştir, bu görevi ölümüne kadar sürdürmüştür. Ordular ile birlikte çıktığı seferlerde gördüğü mimari eserleri dikkatle inceler, notlar tutar bir nevi kendini eğitirdi. Osmanlı Döneminde üç büyük padişahın hüküm sürdüğü dönemde yaşamış, yaptığı eserlerle o dönemden bugüne değin adından söz ettirmeyi başarmış, yaptığı eserleriyle her dönemin mimarlarına ve mühendislerine en büyük örnek olmuştur. İlk eseri 1536-1537 yılları arasında Halep’teki Hüsreviye Cami’sidir. Koca Mimar Sinan hayatı boyunca üç yüze aşkın eser meydana getirmiştir. 81 camii, 55 medrese, 51 mescit, 17 türbe, 26 darül-kurra, 17 imarethane, 3 darüşşifa, 5 su yolu, 8 köprü, 20 kervansaray, 36 saray, 8 mahzen ve 48 hamam inşa etmiş. Kaydı olmayan eserleriyle birlikte üç yüz elliyi aşan başmimarlık yaptığı eserleri mevcut.  Üç padişahın hüküm sürdüğü; Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat’ın ve Osmanlı’nın en güçlü olduğu dönemde mimarbaşı olarak görev yapmış ve tarihe geçecek eserlerini bu dönemde inşa etmişti. O, hem çok iyi bir mimar hem şair hem de çok iyi bir askerdi. Koca Sinan 17 Temmuz 1588 yılında ebedi aleme göç ederken arkasında asırlar geçse de yıkılmayacak, adını unutturmayacak eserler bırakarak dünya hayatına veda etti. Seleme DEVECİ (Paye Haber Editörü)

KOCA SİNAN'IN ŞAHESERİ ŞEHZADE MEHMED CAMİİ Haber

KOCA SİNAN'IN ŞAHESERİ ŞEHZADE MEHMED CAMİİ

Şehzade Mehmed Camii diğer adıyla Şehzadebaşı Camii Mimar Sinan’ın Mihrimah Camii’ni tamamlayacağı zamanlarda, Kanuni Sultan Süleyman’ın kendisine bir camii inşa etmesi için emir vermesiyle inşası başlamıştı. Mimar Sinan, caminin inşaatına başlayacağı sırada Süleyman'ın çok sevdiği oğlu Şehzade Mehmed’i bir hastalık sebebiyle kaybediyor ve Süleyman yaptıracağı camiyi, oğlu Mehmed'in ruhuna yaptırmaya karar veriyor. Sinan’ın tasarladığı yapılarda her zaman yer seçimleri bakımından, kent silüeti içinde nasıl bir konumda uyum içinde olacakları iyice çözümlendikten sonra temelleri atılmaya başlanıyordu. Şehzade Camii, Ayasofya ve Fatih Camii arasında olması hasebiyle camiye müstesna bir konum kazandırıyordu. Şehzade Camii’nde çeşitli yeniliklere yer verilmiştir. Mimar Sinan, kimi yerlerde önceki yapıtlarında kullandığı teknikleri kullandı kimi yerlerinde de daha önce hiçbir yapıtında görülmeyeni yaptı. Caminin ikişer şerefeli iki minaresi çeşitli şekillerle güzel bir biçimde işlenmiştir. Bu iki minarede daha önce hiçbir eserinde rastlamadığımız taş işlemelerini görmekteyiz. Ve bu iki minarenin işlemeleri gözyaşına benzemektedirler. Mimar Sinan sanki Süleyman’ın oğlu için ne kadar hüzünlendiğini sanat eseriyle muhteşem bir incelikle gözler önüne seriyor. Selimiye de çok iyi bir dereceye getireceği kubbe mimarisinin temellerini Şehzade Camii’nde atarak Selimiye Camii’nde mükemmel bir dereceye getirdi. Bu yapıda kandil ve mumların islerinin döküleceği yerler için is odaları yapmış ve bu toplanan islerden mürekkep elde edilmiştir. Isı, havalandırma, akustik gibi birçok soruna da çözüm bulunmuştur. Misal; imamın sesinin camide daha çok yayılması için kubbelere cam kavanozlar yerleştirilmiştir. Sinan’ın ne kadar parlak bir zekaya sahip olduğunu, ardında bıraktığı eserlerin her izinde bir kez daha görüyoruz. Süslemelerinden bahsedecek olursak, Şehzade Mehmed Camiinde Sinan’ın daha önce yaptığı hiçbir camisinde rastlayamayacağımız kadar taş süslemelere yer verilmiştir. Külliyesinde de bir cami kadar süslemelere yer verilmiş. Şehzade Mehmed külliyesi özellikle de çini desenleriyle dikkat çekmektedir. Mimar Sinan’ın yapıtlarında gerek inşası olsun, gerek süslemeleri olsun her bakımdan büyük bir özenle yaptığı aşikardır. Her eserine büyük bir hayranlıkla bakmamak elde değil. Eserlerine bakanlarda hem büyük bir hayranlık uyandırıyor hem de tarifi olmayan bir manevi havaya koyuyor. Şehzade Mehmed Külliyesi’nin mimarı olan Koca Sinan'ın kendi ağzından anlattığı hikaye, yapının mimari özelliklerine vurgu yapmaktadır; "Bir gün, gökyüzünün güneşi, muradına ermiş yeryüzü padişahlarının en ünlüsü merhum ve bağışlanmış mutlu sultan, Selim Han oğlu Süleyman Han, gönüllerinin sevgilisi olan şehzadesi yani Sultan Mehmed Han'ın (Şehzade Mehmed'i kastediyor) mübarek ruhları için, İstanbul'da Eski Odalar yakınında bir yüce camii yapılmasını buyurdular. Türbenin bulunduğu yerde cami yapımının bulunmasına dair mübarek buyrukları ulaşınca, o anda yapı ustaları ve ulu bir saatte, yapının temeli atıldı. Kubbeleri deniz üzerindeki güzel dalgalar gibi olan bina yavaş yavaş yerden yükselerek, başını kaldırdı. Renkli kemerleri, gökkuşağı gibi semaya yükseldi. Kutsal avlusu sevinç yoluna benziyordu. Allah'ın yardımı ile çok şükür kolaylıkla tamamlandı." (Tezkiretü’l-Bünyan) Mimar Sinan'ın yaptığı eserlerinin her noktasında tevhid ilkesinden izler görmek mümkündür. Bu izler mimarlık düşüncesinin temelini oluşturan en önemli mihenk taşlarıdır. Bu taşların bütünlüğünü sağlayan kilit taşı ise sağlam bir İslami şuurdur. Sinan’da İslami şuur olmasaydı inşa ettiklerinde ruhlara bu kadar dokunması ve o manevi havayı oluşturması elzem değildi. Yol göstericimiz olan kutsal kitap Kur’an-ı Kerim’den bu meseleyle ilgili bir ayeti örnek verebiliriz: “Allah’ın mescitlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inanan, namazını kılan, zekatını veren, yalnız Allah’tan korkup çekinen kimseler imar edebilir. İşte bunların çoğu doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.” (Tevbe suresi 18. Ayeti kerime) Ayette de belirtildiği üzere sadece imar etmiş olmak yeterli olmamakla beraber, iman etmiş olmanın da çok büyük bir etkisi vardır. Bu sadece İslam mimarisine özgü bir şey değil, batı mimarisinde de iman esasları aranmıştır. Şehzade Camii şadırvan avlusuna bakan cümle kapısının üstündeki inşaat kitabesinden ulaştığımız bilgiye göre, cami, kubbe kemerlerinin kilitlenmesinden bir yıl sonra tamamlanmıştır. Sonuç Bu makalede Mimar Sinan’ın ortaya çıkardığı eserleriyle tarihe attığı, hiç kimsenin silmeye ne aklı, ne zekası, ne de gücü yetmeyecek olan imzasını Şehzade Mehmed Camii’nle anlatmaya çalıştım. Mimar Sinan kendinden önceki geçmişi, kendinden sonraki geleceğe her çağa ayak uyduracak şekilde mimarlık düşüncesini aktarmayı başarmıştır. Bugünü oluşturan ‘dün’ dür. Sağlam temellere dayanmayan ve birbiriyle bağlantı oluşturmayı başaramamış ‘dün’ ün ve ‘bugün’ ün ‘yarın’ lara ulaşması mümkün değildir. Dünü olan bir medeniyetin, bugünle bağlantısı kesilmiş bir milletiz. Bugünlerimize sahip çıkamazsak, yarınlarımıza başkalarının sahip(!) çıkacağından emin olabiliriz.   Kaynakça Tezkiretü’l-Bünyan Seleme DEVECİ (Paye Haber Editörü)

USTALIK ESERİ SELİMİYE CAMİİ Haber

USTALIK ESERİ SELİMİYE CAMİİ

SELİMİYE CAMİSİ ve ÖZELLİKLERİ Dünyanın en ünlü mimarlarından olan ve Osmanlı devletinde çok önemli yapılara imza atan Mimar Sinan’ın ‘’Ustalık Eserim.’’ dediği Selimiye Camisini detaylı inceleyelim. Osmanlı devletinin İstanbul’dan önce başkenti olan Edirne’de Sultan II. Selim tarafından dönemin ve dünyanın en önemli mimarı Mimar Sinan’a inşa ettirilmiştir. Osmanlı döneminin en önemli eseri olarak bilinen Selimiye Camisinin inşaatı 1568 yılında başlayıp 1575 yılında tamamlanmıştır. Yapımı yaklaşık yedi yıl sürmüştür. Diğer selâtin camileri gibi ayrıntılı ve geniş bir külliye planı içinde olmamakla birlikte şehrin her tarafından kolaylıkla görülebilen bir yapıya sahiptir. Selimiye Camii’nin dört köşesinde yer alan, her biri üç şerefeli minareleri, dünyanın ve Osmanlı döneminin en görkemli örnekleri arasında yer alır. Minarelerinin uzunluğu alemleri birlikte 85 metredir. Minarelerin mimari açıdan dikkat çekici yönleri, mümkün olabilecek en ince şekilde tasarlanmaları ve her birinde birbiriyle çakışmadan ayrı ayrı şerefelere ulaşan üçer merdivenin bulunmasıdır. Kubbesi ise 42 metre yüksekliği ve 31 metre çapıyla döneminin en görkemli camiisidir. Camiinin yapımında dönemin en usta sanatkarları çalışmıştır. Bilhassa minber ve mihrabı mermer işçiliği bakımından bir şaheserdir. Camiinin Çini süslemeleri ise İznik’ten özel çini atölyelerinde üretilmiş olup 101 farklı motif kullanılmıştır. Kaynak: kulturportali.gov.tr Hazırlayan: Yusuf Bilal Dönmez

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.