Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hattat

Paye Haber - Hattat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hattat haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Hat Sanatının Sessiz Kalemleri Haber

Hat Sanatının Sessiz Kalemleri

Hat Sanatının ölümsüz merkezi nerede, diye sorulduğunda bütün İslam alemi şu sözde müttefik olmuştur: “Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” Müslüman Türkler tarafından fethedilmesiyle İstanbul, dünyadaki en ünlü hat sanatçıların buluşma merkezi olmuştur. İslam mimarisinin en hayati kollarından biri olan, Osmanlı medeniyeti ile birlikte en parlak dönemini yaşayan hat sanatı, İslam dünyasında sadece bir süsleme sanatı değil aynı zamanda mananın ve maneviyatın estetik bir ifadesidir. Kur’an-ı Kerim’in Allah kelamı olması yazı kültürüne ayrı bir anlam kazandırmıştır. Allah kelamının estetik, güzel, hürmetli ve doğru bir şekilde ortaya konulması hat sanatının doğmasına sebep olmuştur. Yazı bu yönüyle hem bir iletişim aracı hem de ibadet şuuruyla yapılan önemli bir sanat haline dönüşmüştür. Yazının çeşitli estetik figürler halinde kâğıda aktarılması sanatı sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. Bir hat sanatçısının kaleminden kâğıda dökülen yazının estetik bir hale dönüştürülmesi, arka planda büyük bir sabır, tefekkür, çaba, düşünce ve sınırsız bir entelektüel birikim gerektirir. Her bir harfinde ve satırında hat ustasının göz nuru saklıdır. Hat eserinin içinde bir anlam gizli olmakla birlikte, sanatçı yazıda bir denge, ritim ve ölçü hesabı yapmaktadır. Her harf belirli kaideler çerçevesinde hayat bulmakta ve kâğıda dökülmektedir. Hat sanatçısında iki önemli vasfın zirve yapmış olması lazım: Sabır ve disiplin. Hattat ve hat sanatı, onu diğer sanatlardan ayrı kılan bir özelliğe sahiptir. Sanatçı, Kur’an yazısı ile meşgul olurken manevi bir eğitim sürecinden de geçer. Bir hat eserine göz atarken hissettiğiniz manevi ve estetik duyguyu, hat sanatçısına bakarken de duyarsınız. Yani sanatçı, artık sanatının yaşayan canlı bir misali, yürüyen bir hat tablosudur. Hattat bir yazıyı kâğıda dökerken, sadece eli değil zihni ve ahlakı da devrededir. Yazıyı estetik hale dönüştürürken kendisi de yazıyla beraber dönüşür ve sabır timsali olur. Bir hat sanatçısı konuşurken ağır başlıdır, nezaket timsalidir, durgun akan bir nehrin huzuru okunur yüzünde… Hat sanatçısının hayatı ağır işler, zamanı durmuştur, saat işlemez, kelimeler bir damla gibi dökülür dilinden. İlahi anlamı (kelamı) estetik bir yazıyla yaşayan bir varlığa dönüştürme sanatı diyebiliriz, hat için… Siz bir hat eserinin karşısında durup baktığınızda, onu okumak yerine ruhunuzla hissedersiniz. Sizi alır, vahyin ilk indiği zamana ve mekâna götürür. Hem kelamın (mananın) kutsiyeti hem yazının estetiği sizi başka bir alemin misafiri yapar. Hat sanatı, İslam estetik medeniyetinin sanat dalları arasında böylesine yüce ve anlamlı bir yere sahiptir. Böylesine bir sanat dalının unutulmuşluğuna üzülürken, 6 Şubat’ın haritadan sildiği şehrimizde iki cesur genç Hat hocasının bir “delilik” yapacağına, şehir fiziki yıkılırken, ruhların inşasına yönelik hanımlara özel bir hat merkezi açacağına kim inanırdı. • Malatya’da bir hoca iki talebe İslam Kaya, Esra Teşdoğ ve Kübra Gül… Bir hat ustası etrafına dönüp bakmaz, kendisini konuşan soran var mı diye, kalemi elinde, başı kâğıda dönük sanatını icra eder. Malatya’nın medrese usulü hattat icazeti alan ilk ve tek Hattatı İslam Kaya Hocamız, bir köşede sessiz sedasız hat sanatına gönül vermiş öğrenci yetiştirmekle meşguldü. 16 yıl boyunca yüzlerce öğrenciye hocalık yaptı. İşte bu öğrenciler arasında iki öğrenci var ki, sabır taşını çatlatırcasına, en samimi ve içten bir çabayla, kendi sanat merkezlerini (atölyelerini) kuracak başarıya ulaştılar. Öğrencilikten hocalığa geçiş sürecini tamamlayıp, depremin yerle bir ettiği Malatya’nın Mücelli Caddesi’nde mütevazı bir işyeri kiralayıp Malatya’nın hanımlara yönelik tek özel hat atölyesini kurdular: Hubb Sanat… (Malatya’da erkek ve hanımlara yönelik ilk özel Hat sanat merkezini İslam Kaya hocamız açmıştı) 6 Şubat sadece binaları değil ruhları da yerle bir etmiş, acılar içinde kıvranan bir şehirde kim cesaret edebilir, insanları sanatla ayağa kaldırmaya… Kimin umurunda hat sanatının incelikleri… Ruhların diriltilmesi mi? O da ne, evimiz yıkılmış aç ve açıkta kalmışken? Fiziki inşaya ihtiyacımız var da, sanatın ve estetiğin diriltici, ruhları besleyici gücüne ihtiyacımız yok mu, dediler. Tek bir çiçekle kışı yaşayan Malatya’ya baharı getiririz diye kolları sıvadılar. Altı aylık bir gecikmeyle Hubb Sanat merkezinin kapısından içeri girdiğimde, utangaç ve özür yüklü bir mahcubiyetle eğildim, hem sanatçılarımızın önünde hem de eserlerinin karşısında… Dışardaki toz toprak, inşaat sesleri, yıkılmış binaların enkazı arasında açılmış bir gül bahçesine girer gibi… Hat sanatının en güzel örneklerine bakarken, 6 Şubat depreminin derin izlerinden eser kalmadı içimde… Sabır ve disiplin kokan eserler, bakan gözlerin içinden girip insanın iç dünyasına huzur salgılıyor adeta… Şehrin kaotik ve bunaltıcı havası, yerini tam bir sükûnete ve sonsuz bir dinginliğe bırakıyor. Şehrin hiç haberi yok, ne halkın ne de yöneticilerin… Ne gam! Sanatçılarımız zorluklara, kaygısızlığa aldırmadan şimdi hanımlara yönelik hat dersi vermekle meşgul… İki öğrencimizi ve onları yetiştiren Hattat İslam Hocamızın cesaretini taktir ve tebrik edecek kelime bulamadım. Şehrin sessizliğine aldırmadan kendi sessizliklerinde azimle ve sabırla yaşatıyorlar hat sanatını… • Şehrimiz sanata muhtaç Bizim şehrimiz 6 Şubat’ta yıkıldı, yerle bir oldu. Şimdi teker teker her bir ev ve işyerinin yerine yenileri, daha güzelleri inşa ediliyor. Ya yıkılın ruhlar, ya terbiye, görgü, nezaket, merhamet, letafet, sevgi, kardeşlik, takva, dayanışma, dürüstlük velhasıl insanlık? Medeniyet bunlar değil mi? Bunları nasıl inşa edeceğiz? Sanatla değil mi? Evlerimizin ve işyerlerimizin TOKİ’si var da insanlık medeniyetimizin TOKİ’leri nerde? Yeni şehrimizde yine eski insanlık yaşayacak. Kavga, gürültü, patırtı, cinayet, menfaat, huzursuzluğun hakim olduğu tam bir kargaşa,,. Suya, havaya ve ekmeğe muhtaç olduğumuz kadar, sanatımıza da muhtaç olduğumuzu ne zaman anlayacağız? Türk-İslam sanatının her bir dalına muhtacız? Hat, tezhip, minyatür, ebru, çini ve mimari… Her bir insanımızın içinde bu sanat dallarından birinin ışığını yakmalıyız ki, modern ve sağlam binaların içinde sağlam karakterli insanlar yaşasın, şehrimiz bir medeniyet şehri olsun. Bin yıllık medeniyetimize hayat veren sanat kollarımız kesildi. Nereden yıkıldıysak oradan ayağa kalkacağız. • Hattatlarımız Hattat İslam Kaya 1990 yılında Adıyaman Sincik ilçesine bağlı Hacıyan Subaşı köyünde doğdu. İlkokula başladığı yıllarda Kur'an yazısından etkilenerek İslam harflerine ilgi duydu. Ortaokulu bitirdikten sonra İslami ilimler tahsili için medrese eğitimine başladı. Burada çeşitli hocalardan kısa süre hat dersi aldıktan sonra merhum Hattat Ali Selçuk Erkurt ile tanışarak ondan Sülüs, Nesih, Rika ve Divani yazılarını meşk etti. Yaklaşık beş yıl süren eğitim sonucunda 2010 yılında hocasından icazet alarak ikamet ettiği Malatya'ya döndü. Hocasının tavsiyesiyle 2011 yılında Malatya'da hat sanatı atölyesini kurdu. Atölyede öğrencilerine ders verirken hocasının vefatına (2020) kadar ziyaret edip bilgisinden istifade etti. Esra Teşdoğ Malatya’nın Akçadağ ilçesinde doğan Esra Teşdoğ eğitim ve öğretim yıllarını tamamladıktan bir süre sonra 2016 yılında hattat İslam Kaya ile hat sanatına başladı. Hat sanatı onun için insanın maneviyatına en yakın sanat dalı olduğundan dolayı yıllar geçtikçe vazgeçilmez bir muhabbete dönüştü. Hocasından Sülüs, Nesih, Kûfi, Rikâ ve Gubârî yazı çeşitlerini öğrendi. 2022 yılında Malatya Bostanbaşı kültür merkezinde bir süre hat eğitimi verdi. Şuan ise kendi atölyesi olan Hubb Sanat’ta hem eğitim vermeye hem de meşk yapmaya devam etmektedir. Kübra Gül Malatya Battalgazili olan Kübra Gül küçüklüğünden itibaren güzel yazıya ilgiliydi. Üniversite yıllarında artan bu ilgiyle arayışa başlayıp sanat merkezinde hat sanatı kurslarına katıldı. Kurs bitiminde İslam Kaya ile tanışıp kendisinden Sülüs, Nesih, Rika ve Gubari hatlarını meşk etti.2016 yılında başlayan hat yolculuğunda 10 yıl eğitim aldıktan sonra kendi atölyesi olan Hubb Sanat’ı açtı. Şimdi ise hem ders vermekte hem de hocasıyla derslere devam etmektedir. Adres: HUBB Sanat, Mücelli Caddesi, Kozkökü Sokak, Malatya Alişan Hayırlı - Malatya

HAT SANATINI İLK TANIYANLARIN TEPKİLERİ Haber

HAT SANATINI İLK TANIYANLARIN TEPKİLERİ

HAT SANATINI İLK TANIYANLARIN TEPKİLERİ VE DÜŞÜNCELERİ Hüsn-i hat sanatı İslam harfleriyle yazının güzel yazılması ve estetik kurallara göre yazılması demektir. Elbette hat sanatının çok tarifleri vardır. Ama genel manada Kur’an-ı Kerim’in güzel yazılması ve Kur’an’ın bir mucizesi gibidir. Yaklaşık 15 yılı aşkın olarak Anadolu’da hat sanatını icra etmeye gayret eden biri olarak, burada hat sanatını ilk defa duyan ve tanıyan çok kişiye denk gelmek olağan bir durumdur. Hal böyle olunca insanların ilk tepkileri ve düşünceleri de kayda değer mana ifade etmektedir. Her şeyden önce bir Anadolu evladı olarak henüz yedi yaşlarında evde okunan Kur’an-ı Kerimdeki yazılar dikkatimi çekmişti. İlk defa hat sanatını böyle gördüğümü çok iyi hatırlıyorum. Özellikle uzun şekilde yazılmış nesih ‘’kef’’ harfleri hala gözümün önüne gelir. Yazıya bakarak aşık olup, amatörce yazdıktan sonra Kur’an’ı okumayı öğrendim… Hat sanatı eserlerinde mucizevi bir etki vardır, ilk defa eseri gören kişi ister inan veya inanmayan olsun herkesin direkt gönlüne işler. Ğayri müslim kişilerde de bu etkiye çokça şahit oldum. Bundan dolayı hüsn-i hattın bu tesiri vardır. Hat sanatının bu denli etkili olmasının bir hikmeti Mushaf’ı şeriften kaynaklanıyor olsa gerektir. Bir hikmeti de Osmanlı Hat Sanatı Mektebini kuran ve yazının estetik gelişmesine, öncü hat üstadlarından Şeyh Hamdullah efendinin rivayetlere göre rüyasında, Hızır as. ile ders yapması veya peygamberimizin tariflerine göre yazmasıdır. İslam harfleri olan Kur’an yazısının bu şekilde bir zarafeti ve estetiği vardır. Elli yaşlarında fotoğraf alanında emek veren bir üniversite öğretim üyesi ile görüşmemizde, hat sanatını ilk defa tanıdığını ve gerçekten bu konuda daha önce tanımadığına hayıflandığını gördüm. İnsanların unvanı ve mesleği ne olursa olsun genel estetik, zarafet ve kültür sahibi olan herkes ilk eser gördüğünde hayretle izler ve ne kadar büyük emekler verildiğini anlar. Bir defasında eser alan birinin cümlesi aynen şu şekilde olmuştur. ‘’Hocam eseri astım ama her önünden geçince bakmaktan kendimi alamıyorum ve her baktığımda da çok etkileniyorum.’’ Demişti. Geçmişten günümüze baktığımızda insanların gerçekten kendi miraslarına sahip çıkması çok önemlidir. Özellikle bu topraklarda yaşayan bizlerin daha da dikkat etmesi gerekir. Bu konuda hassas olan kişiler, hem sanata değer verir hem de sanatçıya destek olur. Bu da akıllara şu manidar sözü de getirmektedir; ‘’Marifet iltifata tabidir, İltifat edilmeyen meta zayidir’’ Gençlerin ve bilhassa çocukların tepkileri de çok olumlu olmakla beraber öğrenme hevesi taşımaları da bizi mutlu eden sebeplerden biridir. Bu konuda ayrıca detaylı bir yazı paylaşacağız. Genel manada hat sanatı gibi kültürümüzün ve manevi yönü büyük olan bu sanatın sevilmesi takdir görmesi ilgi çekmesi çok muteberdir. Bütün bu düşüncelerle beraber sanat alanında yapılan faaliyetler çok eksik olarak hissedilmektedir. Belki nice insanın bu sanatları tanıması ve sahip çıkmasına vesile olacaktır. Bundan dolayı Hattatlar, hat sanatına gönül veren kişiler ve kurumların sorumluluğu büyüktür. Mesele bireysel manada sadece güzel eserler çıkarmak değil aynı zamanda insanların tanımasına vesile olmak ve eğitimlerine destek olmaktır. Bizden önceki hat üstadlarımızın tutumu bu yönde olmuştur. Okuduğunuz için Allah sizlerden razı olsun. Görüş fikir ve önerilerinizi yorumlarda ifade edebilirsiniz. Hürmetlerimle Hattat İslam Kaya Temmuz 2025 Malatya

HAT SANATI ve TARİHÇESİ Haber

HAT SANATI ve TARİHÇESİ

Arapça kökenli bir kelime olan Hat; çizgi, yazı, yol anlamına gelmekle beraber güzel yazı sanatı “hüsn-i hat” olarak da adlandırılır. Bu yazıyı icra edenlere ise Hattat denilmektedir. Hat sanatı, Hz. Ali (kv) döneminde başlamıştır. Peygamber Efendimizin(as) katipliğini yapan Hz. Ali (kv) ilk Hattatımız olarak bilinir. Yazının Piri olarak anılan Hz. Ali (kv), Kur’an-ı Kerim’i ilk yazı türümüz olan Kufi ile en güzel ve en doğru şekilde aktarabilmek için güzel bir üslup ile yazmaya gayret etmiştir. Böylelikle yazı o dönemden günümüze kadar gelişme göstermiştir.                Kur’an’ı Kerim’in yayılmasında büyük etkisi olan hat sanatı, güzeli arama çabasıyla İslam’ın güzelliklerini yazı ile ortaya koymuştur. Kur’an’a hizmet eden hat sanatı, aynı zamanda “cismani aletlerle yapılan ruhi bir hendesedir.’’ diye de tarif edilir.                         Göze ve ruha hitap eden Hat sanatı, içinde sabır, emek ve gayreti barındırarak mükemmele ulaşma çabasında olan tek sanat dalıdır. Hat sanatı eğitimi, geçmişten günümüze kadar usta-çırak veya hoca-talebe usulü ile öğretilir. Uzun soluklu olan hat sanatı, tek başına öğrenilip ilerleme kaydedilen bir sanat değildir. Mutlaka bir hocaya başvurarak usulüne uygun şekilde meşk edilmesi gerekir. Tercih edilen hoca bilgili, tecrübeli yani bu işte ehil biri olmalı. Çünkü talebenin hızlı yol alıp doğru ilerlemesinde hocanın rolü büyüktür. Hatta Hz. Ali(kv)’nin meşhur bir sözü vardır; “Hat üstadın taliminde gizlidir, onun kıvamı da çok meşk etmekledir, devamı ise İslam dini üzere olmaya bağlıdır…”                                         Hat sanatında önemli bir yeri olan hoca, bu yolda talebesini ilerletirken maddi manevi her şeyi aşılayıp hayatına başka bir pencere açar. Hoca talebe ilişkisi ebedidir. Eğitim süreci bitse bile devam eder. Bunun için de edep, saygı ve sevgi çerçevesinde devam ettirilmesi gerekir. Talebe hat sanatı serüvenine başlarken kapısını çaldığı hocasından izin alarak bu sanata talip olduğunu söyler. Talebini kabul eden hoca hat sanatından biraz bahsettikten sonra ilk ders olan Rabbi Yessir duasını yazar. Bu duayı yazma sebebi hem derse dua ile başlamak hem de öğrencinin sabrını, bu sanata olan isteği ve devamlılığını ölçmek içindir. Bu usul geçmişten günümüze böyle devam etmektedir. Sonra üstad, talebesine dersini yazar. Talebe takliden dersini çalışır ve hocasına gösterir. Hoca dersindeki yanlış yerlerini tekrar yazarak talebesinin meşkini kontrol eder. Böylelikle talebe başladığı uzun soluklu ve sabır isteyen bu serüvene ilk adımını atmış olur. Kısacası hat sanatı sonu olmayan uzun ve meşakkatli bir sanat dalı olduğu için hayatımızın merkezinde yer alması gerekir. Heves veya keyfi yapılmaz, severek ve isteyerek yapılması gereken bir sanattır. Bu sebepten dolayı hat sanatı kimseye zorla öğretilmez, gelen kişiye neden geldin gidene neden gittin denmez… Ömür boyunca devam edip insanın hayatına güzel bakmayı, ince düşünmeyi, sabırlı, hoşgörü ve mütevazılı olmayı  aşılayan en önemlisi Kur’an’la hemhal olup dinin inceliklerini önemsemeye büyük katkı sağlayan hat sanatı sadece yazıdan ibaret değil, nefis ve irade terbiyesini içinde barındıran ve birçok manalar içeren kıymetli bir sanattır… Esra Teşdoğ (Hattat) Kaynakça; Prof. Dr. Ali Alparslan Ünlü Türk Hattatları Dr. Süleyman Berk Devlet-i Aliyye’ den günümüze Hat sanatı TDV İslam Ansiklopedisi Kalem Güzeli Derin Tarih Hat Sanatı Paye Sanat

HATTAT MAHMUD CELALEDDİN EFENDİ KİMDİR Haber

HATTAT MAHMUD CELALEDDİN EFENDİ KİMDİR

MAHMUD CELALEDDİN EFENDİ   Yazılarında kendine has bir üslubu olan Mahmud Celaleddin Efendi, aslen Dağıstanlı’dır. Babası Şeyh Mehmet Efendi ile birlikte İstanbul’a göç etmiştir. Eyüp Nişancası’ndaki Şeyh Murad dergahına yerleşmiştir. Doğum tarihi tam olarak belli olmamakla birlikte 1188’de(1774) yazılmış mükemmel bir murakkası görüldüğünden 1163(1750) civarında doğduğu tahmin edilmekte. Herhangi bir memuriyette görev almadığı bilinmektedir, geçimini tümüyle yazıdan sağlamıştır. İlk derslerini Ak Molla Ömer Efendi ve Hoca Rasim Efendi’nin talebelerinden Abdüllatif Efendi’den almıştır. Daha sonra bu yolda ilerlemek amacıyla Yamakzade Salih Efendi’ye başvurmuş ve kimseye boyun eğmeyen karakteri sebebiyle ret cevabı almıştır. Sonrasında başvurduğu Ebubekir Raşid Efendi’den “İyi yazmak çok yazmaya mütevakkıftır.” cevabıyla geri çevrilmiştir. Fakat 23 Ramazan 1325 (10 Ekim 1907) tarihli İkdam gazetesinde hakkında neşredilen bir yazıda şöyle söylenmiştir: “En alelâde bir işte vakar ve temkin ile hareket eden Mahmud Celaleddin Efendi’nin bu hali o zaman yanlış anlaşılmıştı. Kalemi parmaklarına ram edip, harfinde bir başka letafet ibraz eden bu dahi de egoistlikten ziyade kat’i bir azim vardı. İşte bu kat’i azim egoizmine atfolunmuştur. Başkalarının delâlet ve vasıta ile kazanacağı olgunluğu hocasız elde ettiğinden bütün ömrünü yazı yazmaya haşr edip bu gayretin neticesi olarak büyük yazı üstatları sırasına dahil olma şerefini kazanmakla hattatlar arasında meşhur olmuştur…” Bu ifadelerden de anlıyoruz ki; şahsiyetindeki sert yapı hodgamlık olarak anlaşılsa da azim ve gayreti söz konusudur. Bu yaşananlardan sonra Mahmud Celaleddin Efendi adından sıkça söz ettirmiştir. Kendi kendisinin hocası olmuş, Şeyh Hamdullah ve Hafız Osman’ın yazılarını inceleyerek yazıda ilerlemiş ve günümüzde ekol sahibi olan hattatlar arasına adını yazdırmıştır. Ancak bu değerlendirmeyi doğru yapmak gerekir. Çünkü hat sanatı belli ölçü ve kaidelere bağlı bir disiplin olduğundan tek başına icra edilerek değil, bir hocanın rehberliğinde ilerleyerek öğrenilir. Hz. Ali (kv)’ye atfedilen “Hat sanatı hocanın taliminde gizlidir.” sözü bunun en güzel örneğidir. Bu nedenle Mahmud Celaleddin Efendi’nin ilk hocalarının adını zikretmek zorundayız. Mahmud Celaleddin Efendi Sülüs ve Nesih yazıda kendine has bir tavır geliştirmiştir. Ancak Celi Sülüste dönemin meşhur hattatlarından Mustafa Rakım Efendi tavrının yanında çok tutunamamış, harfleri çok donuk ve küt kalmıştır. Sultan Abdülmecid’in, Mahmud Celaleddin’in öğrencilerinden olan Mehmet Tahir Efendi’den ders alması sebebiyle padişah sevkiyle Mahmud Celaleddin yolunda eserler verilmiştir. Ancak padişahın vefatıyla bu yol terk edilmiştir. Diğer hattatlardan farklı olarak Mahmud Celaleddin eserlerinde tarih kullanmamış, imzasını farklı yerlere atmıştır. Uğur Derman’dan nakille ilk başlarda eserlerinde ‘Mahmudü-l mevdud’ imzasını kullandığını biliyoruz. Mahmud Celaleddin Efendi’nin Mushaflar yanında hilye ve kıt’a formunda eserleri de vardır. Eyüp’teki Mihrişah Sultan Türbesi Celi Sülüsle yazılmış olan iç kuşak yazısı Mahmud Celaleddin Efendi’ye aittir. Ayrıca İstanbul’un bazı yerlerinde imzasını taşıyan mezar taşları mevcuttur. Hicri 1245/1819 yılında vefat etmiştir. Eyüp Nişancı Şeyh Murad dergahına defnedilmiştir. Mezarının yeri belli olmasada kabir taşı hala dergahta muhafaza edilmektedir. Mezar taşı kitabesi şöyledir: ‘Hüve-l Hayyü’l-Baki Meşayih-i Hattatin’den Cennetmekan merhum ve mağfur Mahmud Celaleddin Efendi’nin Ruhu için el-Fatiha Sene 1245’ Kübra GÜL Hattat Kaynakça Derin Tarih Hat Sanatı Özel Sayısı Devlet-i Aliyye’den Günümüze Hat Sanatı, Dr.Süleyman BERK Ünlü Türk Hattatları, Ali Alparslan kalemguzeli.org

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.